hastalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hastalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2015 Perşembe

hamilelik anları...

bu hamilelik sandığım kadar eğlenceli değilmiş ...

filmlerde izlerken mide bulantısı olsada bir bilemediğin iki kere gösterirler. ondan sonrası güllük gülistanlık.

iş başa gelince hiçte öyle değil valla !
gerçi kişiden kişiye göre değişiyormuş kimisi bir şey anlamıyormuş bile hamileliği boyunca , kimiside devamlı hastanede alıyormuş soluğu.
hiç bir şey hissetmeyen ooo ne de güzel hamileyim ! , laylaylom ... diyen tayfadan değilim maalesef.
şükürler olsun ki hastaneye devamlı gidenlerden de değilim. şahsen kendimi bu gruba daha yakın hissediyorum :(
-devamlı ve bitmeyen mide bulantıları...
 (Allah'tan kusmuyorum şöyle anlatayım ben normalde parmağımı bile soksam kusamam . bu özellik işime yaradı yoksa daha fazla kilo verirdim herhalde )
-hep baş dönmesi sanki yüksekten düşüyormuşum gibi
-ıyyy yemek mi ? o da ne ?
-iğrenç bu neyin kokusu ?
-devamlı halsizlik
-bitmek bilmeyen uyku isteği
-canın ne istiyor sorusuna hiç cevabı çünkü canım hiç birşey çekmiyor !
...
ooo bu liste uzarda uzar. 16 haftalık hamileyim bir sor bana neler çektim ?

anneleri duyar gibiyim!
eee anne olmak kolay değil !
biliyorum canlarım ama azcık hafifleseydi bari !

sevdiğim şeyleri böyle iştahla canım isteye isteye yemeyi özledim. yemek yiyebildiğim zamanlar kendime işkence yapar gibi bir halim var resmen.  tamam diyorum sevdiğim şeyleri değil bebeğim için sağlıklı şeyleri yiyeyim diyorum yine bulanıyor. bazen hiç bir şey yemiyorum bulanmasın diye bu seferde açlıktan bulanıyor. anlıyacağınız yesemde bulanıyor yemesemde !

geçenlerde doktora gittik fena halde griptim , ateşliydim. bebeğimin sıvısının azaldığını söyledi. tek çare olan bol bol su tüketmek. bende o hafta boyunca Allah ne verdiyse artık düşünün su içtim.
sonuş : ishal !
korkunçtu. kaç gün yine evde kıvrana kıvrana yattım. çorba , su , patates haşlaması başka besin kaynağım yoktu. neyse ki bu kötü olayıda atlattık. tüm hastalıklar iyileşince doktora kontrole gittik ve bebeğimin sıvısının normale döndüğünü öğrendik. nasıl sevindik anlatamam.
yalnız doktor böyle devamlı su içmemi bir nebze olsun bırakmamamı söyledi.
bende tam gaz devam...
arada ishal olsamada yine önceki seferki gibi şiddetli değil şükür ki.

eee napalım analık zor zanaat :)

19 Haziran 2014 Perşembe

kesin nazar !

işe başladığımdan beri başıma gelmedik olay kalmadı e dostlar !
ilk girdiğimde direk zatürre oldum. zaten kaç zaman kendime gelemedim.
vücudumda iltihap olduğu ortaya çıktı. halen daha her ay iğne oluyorum ve iltihap düşmüş filan değil.
vücudumdaki iltihaba bağlı iltihaplı guatr çıktı. bunun içinde ilaç içmekteyim.
ayağımın topuğunda ve altında baş parmağımdanda büyük nasır çıktı yaktırmaya gittikki yakamadılar ve operasyonla alındı. tam nasırlarımın üstünden iğne yedim çok feciydi. ama tam 2 hafta geçti tekrar çıktı.
geçenlerdede işyerimde ki merdivenlerden düştüm. ayağım kırıldımı bilmiyorum çünkü doktor ağrın olursa röntgen çekerim dedi. rezil çatalca doktorları işte. şimdi evde ayağımda destekli bir bileklik yatıyorum. üstüne basmam yasak. tamda haftasonu vialand'e gidecektik neyse kısmet değilmiş.

artık bu kadar olay başıma gelince etrafımdakiler nazar dediler. bende maşımı alınca kesin yardım yapıcam. yoksa gidişat hiç iyi değil.

gözü kalanın gözü çıksın inşallah !!!

29 Mayıs 2014 Perşembe

evim sensin

eksiklikleri olmasına rağmen güzel bir filmdi.
özcan denizin müzik eşliğide vücudunu sergilemesine hiç gerek yoktu bence filmde. oyunculuğunuda pek beğenmedim maalesef :( oysaki fenomen dizi asmalı konakta bayılırdım...
fahriye evcenin karakterinide pek kıkırdak buldum ayyy yada belki ben kötü günümde izledim baksana hiç kimseyi beğenmemişim.
konu beni unutma filmine benziyordu belkide birçok kez onunla karşılaştırdım ve o yüzde eksik geldi.
filmde zorlu bir aşk sürecinden geçen çiftimiz evlenirler ve mutlu olurlar. sonunda kızımızın hastalığa yakalanmasıyla işler karışır. itiraf ediyorum filmin bu kısmında acayip ağladım :(
tabii kız hastalık sonucu ölür ve mezarını daha önceden ev yapmak için baktıkları yere yapılır. bu bölümde ise hem görüntülerden hemde fonda gelen müthiş türküyle yıkıldım ağlamaktan :(:(:(
aaa bir sahne daha vardı beni etkileyen bunu söylemeden geçmeyeyim. filmin daha başında kızımız başkasıyladır ama onun evli olduğunu öğrenir hemen ayrılır bu pis adamdan ama evine gidip karısından özür diler...


diyorumya bazı eksikliklere rağmen film yinede güzeldi...
sırf türkü için bile izlerim...
eski bir karadeniz türküsü...
fahriye evcen da hakkını vermiş doğrusu.

sen yarim idun
dinle dinle ağla
izle izle ağla
iyi ağlamalar
izleyen ve tekrar izlemek isteyenlere...

3 Nisan 2014 Perşembe

kader...

sevgilim bana birgün bir anı anlattı.
kadınla adam birbirlerine aşık olurlar. adam ben hastayım 3-4 yıllık ömrüm kaldı demesine rağmen evlenirler. evliliğin meyvesi olan birde çocukları olur. bir kaç yıl sonra adam vefat eder. bir süre geçtikten sonra kadın başkasıyla evlenir ama evlendiği adam çocuğu istemez. çocuk anneannesinde büyür
sevgilim bana anlattığında kadına sinirliydi.
hadi evlendin çocuk neden yapıyorsun , o çocuğu neden babasız büyütüyorsun diye söylüyordu.
ben bu bölümde biraz romantik yada kadınca düşündüm ve kadını savundum ama devamında çocuğunu bırakmasına bende içerledim.
romantik bakış açım şu nedenle = aşk
belki kadına en büyük armağan o çocuk olmuştur. sevdiği adamdan dünyaya bir çocuk getirmek , o çocuğa baktığında sevdiği adamı tekrar tekrar görmek ...

kadın ve erkeğin olaylara bakış açısı biraz farklı olabiliyor
hangi düşünce doğru hangisi yanlıştır bilinmez. anca başına gelen bu konuda karar verebilir uzun uzun düşünerek...
birden alevlenip o kadına kızmamak lazım. kimbilir o zamanlar ne düşündü. kendimizi onun yerine koyup düşünmek gerekir.
derin bir konu değil mi ?
dileğim böyle bir olayın başımıza gelmemesi...

bazen kaderimizi yazabiliriz belki ama kaderden kaçamayız.

annem 25 yaşında genç bir kızken görücüler gelmiş. talip olan beyin mesleği polismiş. annem beyin polis olduğunu öğrenince aynen şöyle demiş ''ben polisle evlenmem , evleneyimde genç yaşta dulmu kalayım''.
bu kelimeler annemin aklına babam öldüğünde gelmiş. içi yanmış annemin. çok büyük söylediğini düşünüp çok mutsuz olmuş.
35 yaşında dul kalmış annem.
gencecik bir kadınken
daha 9 senelik evliyken
8 yaşında bir çocukla bir başına kalmış , üstelik dağ başındaki bir evde.
annemin kaderi buymuş...
dul kalmak...

bir şeylerden istediğiniz kadar kaçın kaderinizse yine sizi bulur...

25 Mart 2014 Salı

unutma beni !!!

bu film benim unutulmazlarım arasındadır.
kendimi o kızın yerine koyup uzun uzun düşündüğüm zamanlar oldu.
pick hastalığı korkunç birşey...
geçenlerde sevgilimede izlettim bu film. sevgilimde çok sevdi. izlerken bir ara ben ağlamaya başladım 'ya bende böyle olursam beni hala severmisin' dedim. sevgilimde 'saçmalama lütfen' deyip sarıldı bana 'tabiiki severim' dedi. sonrada sordu 'neden filmde ağladın' diye. bende anlattım 'babaannem ve onun tüm sülalesi alzheimer hastalığına yakalandı ve vefat ettiler. bende olurum diye korkuyorum çünkü daha şimdiden unutkanlık var' dedim. gerçi biliyorum benim öyle birşeyim yok şükürler olsunki ama sülalende olunca tırsmıyorda değilim yani. sevgilim üzüldü benim bu düşüncelerime 'lütfen böyle şeyler konuşma sende olmaması için elimizden geleni yaparız' dedi. bende şimdiden başladım bulmaca çözmeye keşke hergün çözebilsem.
yinede hastalığa yakalanırsam unutma beni sevgilim...

film harika eee oyuncularda güzel oynayınca tadından yenmiyor.
evlilik teklifi , düğün sahnesi de beğendiğim sahnelerdendi :)

iki aşktan umutsuz insanın birbirlerini gördükten sonra aşka inanıp hayatlarını birlikte mutlu bir şekilde devam ettirirken hastalık nedeniyele üzülen aşıkların hikayesi.
acıklı bir hikaye!
acıklı bir film!
filmdeki şiir beni bitirmiştir...

aldığın her nefeste
içine çektiğin ben olacağım
seni her düşündüğümde
ısınacak ısınacak
bulutlara çıkacağım
sonra yağmur olup yağacak
üzerine akacağım...
gündüzleri güneş besleyecek beni
geceleriyse ay...
her dolunayda yanında olacağım senin
göz kapaklarından süzülüp
en güzel düşlerin olacağım.
bazense bir kuş olacağım
sana dalından bakan.
bazen şirin yüzlü üzgün bir köpek yavrusu,
bazen dimdik ayakta, koca bir çınar ağacı.
sonbaharda yapraklarımı dökeceğim üstüne
yazın senin gölgen olacağım...
aldığın her nefeste
içine çektiğin ben olacağım...
senden uzakta
ama sana çok yakın...
filmin çiçeğinide çok severim bunla ilgili en sevdiğim efsane şöyledir :
Çok eski zamanlarda Avusturya prensesi ve sevgilisi olan şovalye biraz olsun başbaşa kalabilmek umudu ile kırlarda dolaşırlarmış. İkiside aşklarının büyüklüğünden ve sevgilerinin yüceliğinden bahsederlermiş. Şovalyenin prenses için yapmayacağı şey yokmuş. Ne isterse her isteğini bir emir kabul eder ve hemen yerine getirmek istermiş. Yine günlerden bir gün, iki aşık kırlarda geziye çıkmışlar. Bir yandan gelecek günlerle ilgili hayaller kuruyor bir yandan da yaşadıkları dünyanın güzelliklerinden bahsediyorlarmış. Yüksekçe bir tepede oturup konuşurlarken prensesin gözüne aşağıda akıp giden Tuna nehri kıyılarındaki minik mavi kır çiçekleri gözüne ilişmiş. Ne kadar güzel çiçekler. diyerek şovalyeye dönmüş. Şovalye prensesi için o kır çiçeklerinden toplamak üzere hemen ayaklanmış. Tabi o zamanlar şovalyelerin ağır zırhları var ne kadar hızlı hareket etmek istese de bu zırh şovalyenin hareket kabiliyetini engelliyor ve hızını düşürüyormuş.Tepeden aşağıya doğru inen şovalye sevgilisi için kır çiçekleri toplayacağından dolayı çok mutluymuş. Yukardan şovalyeyi izleyen prenses ise o çok beğendiği kır çiçeklerine kavuşmayı heyecanla beklerken bir yandan da ne kadar şanslı olduğunu düşünüyormuş. Nehrin sığ bir yerini bularak kayalara basıp karşı kıyıya geçen şovalye prensese dönüp eliyle bir öpücük gönderip bir de reverans yaparak dönüp çiçekleri toplamaya başlamış. Bu çiçekler gerçekten de çok hoş görünümlü ortaları beyaz kenarları mavi olan minik minik çiçeklermiş. Kır çiçeklerinden bir demet kadar toplayan şovalye aynı geldiği yoldan geri dönmeye başlamış. Kayaların üstünden ustalıka ve çevik hareketlerle atlayan şovalyenin birden bir kayaya gelince ayağı kaymış ve Tuna nehrinin akan sularına düşmüş. Üstündeki zırhların ağırlığından her geçen saniye dibe doğru gittiğini hisseden şovalye elindeki bir demet kır çiçeklerini hızla savurmuş ve çok sevdiği prensesine var gücü ile bağırmış;
UNUTMA BENİ, UNUTMA BENİ, UNUTMA ÇİÇEKLERİ... diyerek dibe doğru batmış.
çiçek hakkında farklı efsanelerde var.
alman efsanesine göre tanrı tüm çiçekleri adlandırdığında, adlandırılmamış ufak bir çiçek bağırır: "Unutma beni, Ey Tanrım!" Tanrı yanıtlar "Bu senin adın olacak."
Bir başka efsanede ise Adem ile Havva cenneti terk ederken çiçek haykırır: "Beni unutmayın!"
bu güzel çiçek edebiyattada kendine yer bulmuş
birkaç Grimm masalında adı geçen çiçek ayrıca birçok şiirde de konu edilmiş, birçok edebiyatçı tarafından övülmüş, örneğin Goethe bu çiçek için "en canlı çiçek, zariflerin en zarifi" demiş.
bence Goethe çok haklı !

            Ormanda yürüyordum
            Öylesine ve kendimce,
            Ve hiçbir şey aramamk
            İşte buydu niyetim

            Sonra, gölgeler arasında
            Bir çiçekçik gördüm,
            Yıldız gibi parıldayan,
            Yerinden koparmak isterken onu,
            İncecikten bana:
            Solup ölmemi mi istiyorsun
            Tutup, kopararak beni? Deyiverdi

            Onu kökleriyle birlikte,
            Hiç incitmeden çıkarıp,
            Güzel evin başındaki,
            Büyük bahçeye taşıdım.

            Büyük, sakin bahçede
            Ektim onu yeniden.
            Şimdi o küçük, güzel çiçek
            Büyüyor durmadan, çiçek açıp, gülerek

22 Mart 2014 Cumartesi

yeni bir iş geldi :) ardındanda hastalık

İse girdim !!!
Cok hastayim !!!
Derken yazamadim hic...
Bu arada ise başlama serefine internet baglattim eve :):):)
Yorgun dusmedigim zamanlarda yazmak istiyorum tabiiii
Normal zamanlarda internete yazmasamda benim bir defterim vardir ona mutlaka aklimdakileri yazarim sonrada bloguma yazarim. Bu aralar defterime bile yazi yazamadim hastalıktan dolayı.
hastalık dediysem öyle normal grip filan değil bildiğin zatürre oldum.
ne kötü ne bela bir hastalık. zaten işe yeni girmişim hop zatürre bu bana yapılırmı ya.  Allah'tan patronlarım çok iyi hemen yanıma geldiler , geçmiş olsun dediler ve bana rapor verdiler. ben şoklardayım tabii. ne bileyim iyi patronlarda varmış hayatta.
3 hafta bitti benim tedavim hala bitmedi , hala antibiyotik içiyorum boğazlarım şiş :(
en son doktorum boğazımda bakteri olduğundan şüphelendi geçmeyen şişlikten dolayı. tahmimlerindede doğru çıktı bugün kan tahlili yaptırdım çok yüksek çıktı artık her ay iğne olucam boğazlarım şişmesin diye. birde kalbime baktırıcam çünkü şimdiye kadar kalbime zarar gelmiş olabilirmiş. bakıcaz artık !!!
beni boğazlarım şişken bir görücektiniz sanki dilim şişmiş gibi konuşuyordum :)
birazda işimden söz edeyim . çalıştığım bölüm kontrol bölümü. sağlık sektörü , stent ve balon üreten bir firmada çalışıyorum. başınçlı bir ortam olduğu için biraz zorlanıyorum ama seviyorum işimi :)
habire kıyafet değiştirip duruyoruz :)
molalarda farklı kıyafet , çalışmaya basınçlı ortama girince bembeyaz kıyafetler giyiyoruz steril olması için...
yeni yeni öğrenmeye başladım işimi ileri doğru hızlanıcağımı söylüyorlar inşallah öyle olur :)

sağlıcakla kalın :)))

ben buralardayım yine :)))

20 Eylül 2013 Cuma

sesim süper :) birde yemekler olmasa :(

laranjitli ve faranjitli bir sesim var şu an :)
hastayken sadece sesimi seviyorum.
biraz manyak diyebilirsiniz benim için ama ne yapayım seviyorum :)
normalde benim sesim bayaa bir incedir hani sanki birisini gırtlaklıyormuşum gibi , avaz avaz bağırıyormuşum gibi çıkar ama hastayken öylemi. daha kadınımsı çıkıyor sesim :)
her hasta olduğumda sesim böyle değişince boğazımı yormayacak şekilde arada şarkı bile söylerim :)
tamam hastayım !
bari biraz kilo verseydim :(
bazılarını görüyorum hasta oluyorlar anam yemeden içmeden kesiliyorlar.
bende yine tık yok valla hatta iyileşeyim diye daha fazla yemek yiyiyorum. vitaminler gani gani maaşallah :) kilo vermiyorumda almıyım bari dimi .
tamda spora başlıyacaktım yaa nerden çıktı bu hastalık şimdi. ben bile inanmıyorum düzenli spor yapıcağıma. benim suçum yok tamamen genetik. türklerin genlerinde spora uzak bir yapı var bence. doktorlar spor yapın dedikçe sanki yapılması en zor şeyi söylemişler gibi yakınıyoruz. ufff nasıl çıkıcam yürüyüşe. oooo kalk sabahın köründe , giyin , top sahasına git , yürü , yorul , duş al , işe git ... tamamen üşengeçlik!
halbuki çıkmaya başlayıp devam ettikçe daha zinde hissediyorsun kendini çünkü bütün toksinleri atmış oluyorsun vüzudundan . bunu bildiğim halde sporu devamlılık haline getiremedim bir türlü maalesef . umarım bunu birgün başarırım !
ama bu sıra hem kilo vermek hem de vücudumu sıkılaştırmak için spora gitmem lazım . tabii birde rejim yapmam lazım . Allah'tan arada yakınların düğünleri filan oluyorda kıyafet için zayıflayasım geliyor. gaza geliyorum resmen düğün olunca işin içinde :)
son gün kasımın 9'u bakalım bu zamana kadar kaç kilo vericem.
ama önce bir iyileşiyim dimi :)

19 Eylül 2013 Perşembe

kış gelmeden hastamı olunur yaaa

oooooooooo...
daha kış başlamadan hastacık oldum bile :(
boğazlar şiş , ateş , sıtmalanma...
vücut kırgınlığı almış başını gidiyor !
ayyy hiç halim yok valla.
kafam hep bir yastık arayışında .
yaşlı tombul teyzeler eczaneye ilaç almaya geliyorlar ben ise onların göbişlerini kocaman bir yastık olarak görüyorum :) ooohhh ne güzel uyunur o göbişlerde eve gideyim de anneciğimin göbişinde uyuyayım bari :)

hep uyku modundayım aldığım ilaçlarında etkisi tabi, kolumu bile zar zor kaldırıyorum.
üstüneüstük birde donuyorum. millet cayır cayır yanıyor klimalar filan o biçim çalışıyor ben utanmasam kazak giyip dolaşıcam o derece .
bitsin !
çabuk bitsin !
bu hastalık pazar günü gezmeye gidicem yahuu :)

bunlarada bakın :)

link