sevgilim bana birgün bir anı anlattı.
kadınla adam birbirlerine aşık olurlar. adam ben hastayım 3-4 yıllık ömrüm kaldı demesine rağmen evlenirler. evliliğin meyvesi olan birde çocukları olur. bir kaç yıl sonra adam vefat eder. bir süre geçtikten sonra kadın başkasıyla evlenir ama evlendiği adam çocuğu istemez. çocuk anneannesinde büyür
sevgilim bana anlattığında kadına sinirliydi.
hadi evlendin çocuk neden yapıyorsun , o çocuğu neden babasız büyütüyorsun diye söylüyordu.
ben bu bölümde biraz romantik yada kadınca düşündüm ve kadını savundum ama devamında çocuğunu bırakmasına bende içerledim.
romantik bakış açım şu nedenle = aşk
belki kadına en büyük armağan o çocuk olmuştur. sevdiği adamdan dünyaya bir çocuk getirmek , o çocuğa baktığında sevdiği adamı tekrar tekrar görmek ...
kadın ve erkeğin olaylara bakış açısı biraz farklı olabiliyor
hangi düşünce doğru hangisi yanlıştır bilinmez. anca başına gelen bu konuda karar verebilir uzun uzun düşünerek...
birden alevlenip o kadına kızmamak lazım. kimbilir o zamanlar ne düşündü. kendimizi onun yerine koyup düşünmek gerekir.
derin bir konu değil mi ?
dileğim böyle bir olayın başımıza gelmemesi...
bazen kaderimizi yazabiliriz belki ama kaderden kaçamayız.
annem 25 yaşında genç bir kızken görücüler gelmiş. talip olan beyin mesleği polismiş. annem beyin polis olduğunu öğrenince aynen şöyle demiş ''ben polisle evlenmem , evleneyimde genç yaşta dulmu kalayım''.
bu kelimeler annemin aklına babam öldüğünde gelmiş. içi yanmış annemin. çok büyük söylediğini düşünüp çok mutsuz olmuş.
35 yaşında dul kalmış annem.
gencecik bir kadınken
daha 9 senelik evliyken
8 yaşında bir çocukla bir başına kalmış , üstelik dağ başındaki bir evde.
annemin kaderi buymuş...
dul kalmak...
bir şeylerden istediğiniz kadar kaçın kaderinizse yine sizi bulur...
